Anasayfa | Hakkımızda | Eğitimler | Eğitmenler | Etkinlik Takvimi | Medya | Bize Ulaşın
  KONTROLLERİ BIRAKMAK

Paylaş
 

KONTROLLERI BIRAKMAK

Gelişen dünyamızda sorun yaşamaya devam ettiğimiz en önemli şey kontrol etme isteğimizdir. Kendimizi ve çevremizdekileri kontrol etmek istiyoruz. Birçoğumuz kontrollerin farkında bile değiliz. Üzerimizdeki kontrollerin farkına varıp  özgürleştirebilirsek, diğerleri üzerindeki kontrollerimizi de bırakmayı deneyebiliriz. 

Düşüncelerimizi kontrol etmeye çalışıyoruz. Kötü düşüncelere sahip olduğumuzu düşünüyoruz. Kötü bir insan olmanın korku ve endişesini taşıyoruz. Bu şekilde dengelerimizi bozan kontrollü bir yargıya sahip oluyoruz. Düşüncelerimizi kontrol etmek için internet siteleri oluşturuyor, dernekler kuruyor, kitaplar yazıyor, seminerler veriyoruz. Pozitif düşünmek, hayırlı düşünmek gibi kavramlar yaratıyoruz. “Olumsuz düşünceye sahip olamam, ben sadece iyi olanlara sahip olabilirim, bunun için İyi şeyler düşünmeliyim” diyoruz. 

Şimdi kötü bir şey düşünelim, çok kötü bir düşünce olsun. Bu durumda göreceksiniz ki kötü bir şey düşünmek düşüncesi bile bizi alt üst ediyor. İçimizden “bu kötü düşünce ya gerçekleşiverirse?” diye korkuyoruz.  İşte bu kendimize koyduğumuz bir kontrol olarak bize karşı çalışan en büyük zorluklardan biridir. Biz zihninizi kontrol etmeye çalışıyoruz. Zihnimize çok fazla yük ve sorumluluk yüklüyoruz, sonrada onu kontrol etmeye çalışıyoruz. Onun kabiliyetlerini kontrol etmeye çalışıyoruz. O bize hem cevap  vermeye hem de sürekli hizmet etmeye çalışıyor. Ama ona yüklediğiniz kontroller yüzünden çok yıpranıyor.

“Negatif sözler söyleyemem, sonra negatif  büyür, pozitifi ele geçirir” gibi şeyler söylüyoruz. Karanlık sözcüğünü bile söylemememiz gerektiğini düşünüyoruz ve bu sebepten bu kelimeyi bile kontrol ediyoruz. Aslında yaptığımız şey kendimizi sınırlamak ve üzerimizden akan enerjinin akışını kesmek oluyor.

“Ben, sadece iyi bir dünya hayal edebilirim” diye düşünüyoruz. Şimdi, bir an için kötü bir dünya düşünelim. Tehlikeli ve kontrolü elinde tutan varlıklarla dolmuş, karanlık ve acı çeken bir dünya düşünelim. Bir kişinin diğerini kontrol ettiği bir dünya düşünelim. Aslında hepinizin diğerlerini kontrol etmeye çalıştığı bir dünya. Yani şu an içinde bulunduğumuz dünya. Kontrol ettiğimiz için, daha kötüsünü hayal bile edemeyeceğimiz bir dünya.

Yaşamın gerçeğini hissetmek ve doyasıya deneyimlemek için kendimize izin vermeliyiz.  Biliyoruz ki yaşamın diğer boyutlarında her şey sadece potansiyeller olarak vardır. Bu bir oyundur. Bu oyunda dünya üstündeki aktörler yani bizler tarafından oynanıyor. Keder, acı ve zorlukların oyuna dâhil olma nedeni ise onu yaşamak istediğimizden değil, sadece merak edip deney imlemek istememizden kaynaklanıyor. Biz sadece düşüncelerimizi değil rüyalarımızı, hayallerinizi, yaratıcılığımızı da kontrol etmeye çalışıyoruz. Hep iyilik için. Peki ortaya ne çıkıyor? Yaratmak yerine kontrol etmeye başladığımızda kendimizi sınırlamaya başlıyoruz.

Bakışlarımızı, jest ve mimiklerimizi, nasıl görüntü verdiğimizi kontrol etmeye çalışıyoruz.  Kendimize çeki düzen verirken, giyinip kuşanırken hep kontrol ediyoruz.  Kendimizce beğenmediğimiz taraflarımızı saklayarak, kamufle ederek, içimizi dışımızdan farklı göstererek gelecek eleştirilere karşı kendimizi kontrol ediyoruz. Şimdi, bir an için kontrolleri bırakalım. Aynada gördüğümüz yüzümüz yerine, kendi gerçek benliğinize samimi bir bakış atalım. Gerçekten kim olduğunuzu görmeye çalışalım. Bazılarımız kontrol edip şöyle diyecek "Ben kendimi iyi hissetmek için güzelmişim gibi davranmak zorundayım” Bazıları da “Hiç de güzel değilim” diyecek. Buradan anlayacağız ki biz kendimizi kontrol ediyoruz. Biz önce yargılıyor, sonra yargımıza inanıyor ve yapışıp kalıyoruz. O yargıda bize yapışıp kalıyor. Nasıl göründüğümüzü kontrol ederek üzerimizde yeni kontroller oluşturuyoruz. Kontrolleri bile kontrol ediyoruz. Bir sabah kontrol etmeden özgürce istediğiniz gibi giyinin, nasıl giyineceğinizi kontrol etmeden, yargıları dikkate almadan, sadece olmak istediğiniz gibi. Ama kendimize izin vermeyeceğinizi göreceksiniz. Çünkü kontrolleri de kontrol ediyoruz.

Bedenimizi kontrol etmeye çalışıyoruz. Sonra hastalanıyoruz. Üzerimizdeki kontrolü bırakmadan sorun bitmiyor. Biyolojiyi kontrol etmeye çalışıyor ve bazı günler kendinizi iyi hissetmediğiniz halde iyiymiş gibi davranıyoruz. Bazı yerlerimizin ağrıdığını reddediyoruz. Sonra tümüyle çöküyor ve üzgün bir anımızda da hepsini itiraf ediyoruz. Biz bedenimizi kontrol etmeye çalışıyoruz. Kendimize ve diğerlerine şifa vermeye ve almaya kalkıyoruz. Oysaki zorlanan ve kontrol edilen şifa ile bedeni manipüle etmeye  çalışıyoruz. Oysaki bedenimiz ne yapacağını zaten biliyor. Sadece biz kontrol ettiğimiz için iyileşecek ve kendini onaracak imkanı bulamıyor. Bedenimizin kendi programının mükemmelliği gereği bizim kontrolünüz ona ayak bağı oluyor. Bu yüzden kontrollerin kalkması gerekiyor.

Ruhsallığımızı ve inançlarımızı kontrol etmeye çalışıyoruz. Varlığımızı bir seviyeye kadar geliştirdik ama şimdi de neyin doğru, neyin yanlış olduğu hakkında yeni kontroller oluşturuyoruz. Spiritüel inançlarınız sadece belirli şeyleri yapabileceğiniz noktasında kontroller oluşturmaya çalışıyorsa bunları da bırakmamız gerekiyor. O zaman bunu yıkmak adına bilerek kötü bir şey yapmalı, karşı kutbu deneyimleyerek ezberleri bozmaya çalışmalıyız.

Biz Tanrıyı kontrol etmeye çalışıyoruz. Ama aslında ortaya çıkan şey Tanrının kendi doğasını sınırlamak oluyor. Biz Tanrının kim ve ne olduğunu bilmediğiniz halde kontrol etmeye çalışıyoruz. Ama biliyoruz ki biz hiçbir şey bilmiyoruz. Tanrıyla ilgili bilinçlenmek yerine, sadece zannetmek istiyoruz. Tanrı ile ilgili dogmatik kavramlar oluşturduk ve onları benimsedik. Çevremizdeki insanlarla Tanrı hakkında bu kavramlarla konuşuyoruz. Kısmen korkudan, kısmen de kontroller yüzünden bu kavramlarla tanrının doğasını kısıtlıyoruz. Biz tanrıyı geçmişteki inançlarımız yüzünden tanımlamak, yargılamak ve kontrol etmek istiyoruz.

Kendi bolluğumuzla ilgili tüm şeyleri kontrol ediyoruz. Bolluğumuzu kontrol ederken şöyle diyoruz, "kazanabildiğim sadece bu kadar. Bu kadarına hakkım var. Sadece bu kadarına değerim" gibi yargılarla varlığımızı, tüm potansiyellerimizi ve bereketimizi kontrol ediyoruz. Fazlasıyla zengin olmak nasıl olurdu bir hayal edelim! Ama bunu yine de kontrol edeceğiz. Bir yandan istiyoruz, diğer yandan yine kontrol ederek sınırlıyoruz. Kişisel gelişim  öğretilerinde, ahlak, din ve felsefe konularında eğitim verenlerin para kazanmalarını ve gelir elde etmelerini kontrol ediyoruz. Onların kazançlarının ne olması ve olmaması konusunda kontroller oluşturuyor ve yargılıyoruz. Ama bu kontrollerin aslında kendi bereketimizi kontrol etmek, kendi imkânlarımızı sınırlamak ve bolluğumuzu kapatmak anlamına geldiğini hiç düşünmüyoruz.  

Şu anda gerçeklik dünyamızda kendimize yüklediğimiz bir sürü kontrol var. En ilginçlerinden biriside, kendimize kızmamız için bile izin vermiyor oluşumuz. Erdemli bir insan olduğunuzu söyleyerek kızmamak gerektiğini düşünüyoruz. Tanrı kızmaz, diyoruz. Oysaki Tanrı kızar. Tanrı bunu bizde bedenlenerek üzerimizde deneyimler. Tanrının kızması bunun diğer insanlara zarar verecek biçimde gelişmesini gerektirmiyor. 

Nazik konuşmaya çalışarak kontrol etmeye çalışıyoruz. Ve “bunu sevgi adına yapıyorum” diyoruz. Ama bu sevgi değil, kendimizi boğuyoruz, çevremizdeki diğer insanları boğuyoruz. “Tüm kontrolleri kaldırırsam birini dövebilirim. İstemediğim şeyleri söyleyerek canını acıtabilirim” diyoruz. Dürüst ve açık olmak yerine kontrol etmeyi tercih ediyoruz.

Diyoruz ki,” kontrolü elden bırakırsam buzdolabında ve yiyecek dolabında ne varsa mideye indiririm. Kontrol etmem gerekiyor, çünkü bunu yapmazsam şişmanlayacağım. Çikolatalar, kekler, pastalar, şarap ve diğer içkiler için kendimi kontrol etmek zorundayım. Toplumda saygı kazanmam için toplumun kabul ettiği gibi görünmem gerekiyor, topluluk içinde gürültü çıkartmamak için kendimi kontrol etmek zorundayım” diyoruz.

Bu kontroller nedir biliyor musunuz?

Enerjinin kısıtlanmasıdır. Enerjinin sınırlanmasıdır. Kontroller aslında tam anlamıyla gelişmemizi yavaşlatıyorlar, bizi hapsediyorlar. Bu içsel varlığımızın kendi yolunu bulamamasının sonucu olarak kendi kimliğine tutunmasıdır. Eski anlayışlarımız karşısında , yeni anlayışlar oluşturamadığımız için benlik kendini korumaya çalışıyor, hepsi bu. Bu yazıdan etkilenseniz ve kontrol etmemek noktasında karar verseniz bile yinede kendimizi kontrol edebiliriz.  “Bir ya da iki kontrolü bırakıyormuş gibi yapıp bir deneyeyim, Ama kontrollerimin tamamını bırakacak olursam kendimi aptal yerine koymuş olabilirim. Sonra kim bilir yaşantım ne olur? Başkaları buna ne der?” diyerek sınırlar koyabiliriz. Buna şimdiden hazırlıklı olmak gerekiyor. Çünkü onlar söyleyecekler, hem de korktuğumuz ve duymak istemediğimiz şeyleri söyleyecekler ama onların söyleyeceklerinin hiç bir önemi yok.

Kendimize izin verdiğimiz zaman, her şey değişebilir. Gerçek değişimlere hazır mıyız? Kendinize tümüyle güvenmeye hazır mıyız?  İşte bütün mesele bu. Sahip olduğunuz sembolik kontrolleri ve gerçek kontrolleri bırakabilecek kadar bütüne ve kendimize güveniyor muyuz? Kontrolleri bırakabilir miyiz?

Şimdi, tüm bunlar için savaşmamız gerektiğini söyleyerek söyle diyeceğiz. Belli şeyleri yapmak içinde, yine kontrollere sahip olmam gerekiyor. Bunlardan kurtulmak için gerçekten kontrollere ihtiyacınız var mı?  Örneğin “arabamı kullanırken kontrol etmem gerekiyor” diyoruz. Düşünün bakalım siz arabanızı aşırı dikkat verdiğiniz ve çarpmamaya dikkat ettiğiniz zaman mı, yoksa rahat ve her şeye izin verdiğiniz zaman mı daha iyi ve sağlıklı kullanıyorsunuz. Ayrıca kontrol gerekiyor mu? 

“Sabah uyandığımda zamanı kontrol etmem gerekiyor ki, doğru zamanda iş yerimde olabileyim. Faturalarımı ödemek için işe gitmem gerek ve bunun için zamanında orda olmalıyım” diyerek, zannediyoruz ki eğer zamanında işimizde olmazsak her şey bitecek ve faturaları ödeyemeyeceğiz. Bolluğun, olması gerekenin, tam enerji alışverişini sağlayacak işin başka yoldan oluşmayacağını nerden biliyoruz? Şu andaki işimizden başka bir işimiz olabileceğini hayal bile edemiyoruz ve yine kontrol ediyoruz.

Ama görüyoruz ki, kontroller, inanç sistemleri, gelenekler, toplum psikolojisi bizi etkilemiş. Peki onlarla ilgili ne yapmalıyız? Onları severiz, onları kutsarız, izin veririz, bırakırız ve giderler. Yani onları salıvermemiz gerekiyor. Her şeyi kontrol etmediğimiz, kontrol etmek için enerji harcamadığımız bir yaşam acaba nasıl olurdu?  Birçoğumuz toplu bilincin ötesine geçmeye kabul verdik. Yükselmeye çalışıyoruz. Ama şimdi kontrolleri bırakmamız gerekiyor ki oluşturduğumuz kalitemiz ortaya çıksın. Şapka düşsün kel görünsün. Bunun için kendimizi kandırmaktan ve olduğumuzdan fazlasını göstermekten vazgeçmemiz gerekiyor.

Biz, sadece kendimizi değil dış dünyamızı ve çevremizi de kontrol etmeye çalışıyoruz. Ailemizi kontrol ediyoruz. Arkadaşlarımızı kontrol ediyoruz. Sevgilimizi kontrol ediyoruz. Oysaki kendimizi kontrol etmeyi bıraktığımız zaman dışarıya normal şartlarda olması gereken tesirleri göndereceğimizi bilmeliyiz.

Düşüncelerin kontrolü, duyularımızın kontrolü ve görmenizle ilgili öyle kesin bir kontrole sahibiz ki fizik boyutumuz dışındaki boyutları göremiyoruz.  Farklı boyut enerji formlarını bir çok duru görü sahibi görebilse de, birçoğumuz kontrol ettiğimiz için fazlasına izin vermiyoruz, bunun olamayacağını düşünüyor ve bu yüzden göremiyoruz. Biyolojik yaşımız ilerledikçe görmeyi kontrol etmek için daha fazla gayret sarf ediyoruz. Gözlüksüz okuyabilmek ve uzağı görebilmek için gözlerimize dikkatimizi vermemiz gerektiğini düşünerek kontrol etmek istiyoruz. Kontrolü bıraktığımızda belki biraz bulanık görebiliriz. Ama belki de bulanıklık, çok boyutlu görmeyi temel alan yeni bir berrak lığın devreye girmesinden önce olması gereken bir şeydir ve hemen sonrasında duru görü kabiliyeti oluşacaktır. Bu kabiliyeti kazanmamız için gözlerimizin bir süre bulanık görmesine izin vermemiz gerekebileceğini de düşünmeliyiz.   

Hem duyularımızı kontrol ediyoruz. Hem de akışa bırakmak, yargılamamak, ummamak, beklememek ve neticeye bağlamamak gerektiğini bildiğimizi söylüyoruz. Kontrolleri bırakmak gerektiğini bilsek bile en uygunsuz zamanlarda kontroller oluşturmaya ve akışa karşı kürek çekmeye devam ediyoruz. Oysaki ışığı ve aydınlığı düşündüğümüz bir çalışmaya adanmışlığımızla ilgili kontroller oluşturuyoruz. “Sadece iyi düşünmeliyiz, çünkü kötü düşünecek olursak kesinlikle dünyaya zarar vereceğiz ve doğal yaşamı engelleyeceğiz” gibi bir varsayımla kontrol oluşturuyoruz. Oysaki uzun zamandır böyle düşünmemize rağmen dünya hâlâ sağlam ve beklenildiği gibi kıyamet gelmiyor.

Paramızı o denli kontrol ediyoruz ki bu bize acı veriyor. Paranın her şeye bedel olduğuna inanıyoruz. Kasamıza, cebimize ve çek defterimize bakıp kontrol ediyor ve her bir kuruşu hesap etmek ve dengeli bir bütçe oluşturmak gerektiğini zannediyoruz. Neyi paylaşırsak onu çoğaltacağımızı, kontrolü elden bıraktığınız da hayal bile edemeyeceğiniz yollardan bize geri geleceğini bildiğimiz halde yorucu, kısıtlayıcı, doğal olmayan ve uygunsuz para kontrolünden vazgeçemiyoruz. Birkaç doları alıp yere atarsak ne olur? Cüzdanımız da tuttuğumuz paraları dökmekten, saçmaktan korkuyoruz.  Para enerjisinin bizi terk edeceğini sanıyoruz? Ekonomi ile ilgili bilgimiz olmadığını, finansal pazarlara ait ilgimiz olmadığını düşünüyoruz ve şu anki işimizi ve ya gelir akışımızı kaybettiğimizde her şeyin sonu gelecek zannediyor, kont roller ve kısıtlamalar koyuyor, bunlara sahip çıkıyor ve kabul veriyoruz! Belki de para kazanmak yeniden akışa sokulacak en kolay şeyler den biridir ve biz bunu hiç düşünmüyoruz.

Eski anlayışlarımızı bırakmamız gerekiyor. Eski anlayışlarımız kendileriyle ilişkili her durumu kontrol ediyorlar. Her zaman iyi düşünmek, en kutsal, en saf düşünceleri düşünmek zorunda olduğumuzu ve asla kötü düşünmememiz gerektiğine şartlanıyor ve kontrol ediyoruz.  Böyle yaptığımızda gelmekte olan enerji miktarına anında kesin bir sınırlama koyuyoruz. Enerji, potansiyel imkanlardan başka bir şey değildir. Üzerinde bir kesinlik yoktur. Bizim bilincimizde enerjiyi bu seviyeye getirene kadar bir anlaşmaya sahip değildir. Kötü, karanlık, hatta korkunç bir şey düşünebiliriz.  Bu da başka bir kontrol biçimidir.  Karanlık, bildiğimiz karanlık mıdır? Kötü, gerçekten kötümüdür? Ve ışık da gerçekten saf mıdır?

Aslında her şey saf tanrısal özün akışıdır. Kontrolsüz, sınırsız, kısıtlamasız, olarak hiç olmazsa bir zaman için söyleyeceklerimizi kontrol etmeyelim. Kontrol etmeyelim ve neler olduğunu izleyelim.  Söyleyelim ve söylediğimiz de kendimizi nasıl hissettiğimize ve gelişmelerin nasıl şekillendiğine bakalım. O zaman kendinizi nasıl tutsak ettiğinizi, kontrol altında tuttuğunuzu, bastırdığınızı ve kendinizden saklandığımızı göreceksiniz. Kendimizi ortaya çıkartmaktan o kadar korkuyoruz ki, bu yüzden kendimizi devamlı kontrol ediyoruz.

Başka insanları incitebileceğimizden korkuyoruz. Artık başka bir insanı istesek de incitemeyeceğimizi bu bilinçte olmadığımızı anlayamıyoruz. Birbirini inciten ve birbirinden incinen insanlar hala varlar ama, biz bu konunun anlamına ulaşabilenler bilincin ötesine geçtiğimizi bilmiyoruz. Kısıtlamadan, sınırlamadan ağzımızı açtığımızda neler oluyor? Korkuyoruz, ağzımdan yanlış bir şey çıkacak diye korkuyoruz. Neler olduğunu izlemeliyiz. Kontrolü bırakmalı enerjileri hissetmeliyiz. Bazılarımız telepatik algılamalarla özün içimizden ve bizden konuşmasını istiyoruz. İstiyoruz, ama yine de kontrol ediyoruz. Sadece bizim istediğimiz gibi konuşmasını, istediğimiz cümleleri söylemesini istiyoruz. Onu sadece açık tutup yönlendirmeden, istediğimiz kalıba sokmadan kontrol etmediğimizde ne çok şeyi  tuttuğumuzu, kendimizi ne kadar engellediğimizi, eski anlayışlarımızın bizi ne kadar kısıtladığını fark edeceğiz.

Bunu yapma. Şunu yapma. Bunu yaparsan canın yanar. Onu yapamazsın. Bir sürü kurallar, ilkeler.  Bunlara uymak zorundasın diyen kendi parçamız. Bu ilahi öz, enerjinin matriksi içinizde yapılanmış haldedir. Artık rehber varlıklara, meleklere ihtiyaç yok. Bir İnsan olarak yeni farkındalığımızda üst bilinç benliğimize ihtiyaç yok. Artık çevremizde bizi gözeten, seven, ayaklarımızı yıkamaya gelen ama bizi kontrol eden o enerjilere de ihtiyacımız yok. 

Sadece birazını bırakamayız. Kendimiz için sahip olduğunuz kontrolleri, kendimize koyduğunuz kısıtlamaları, engelleri tüm kontrolleri bırakmak zamanıdır. Bize belli bir yaşta olduğumuzu söyleyen ve kontrol ettiğimiz o harika yanılsamayı yani lineer zaman kontrolünü de salıvereceğiz. Aynaya bakıp yaşımızı gördüğümüzü söylüyoruz. Bu kontrolü bırakacağız. Kendimize “sevgili fiziksel yaşım seni bırakıp gidiyorum, seni salıveriyorum” diyeceğiz.

Kontrollerle oynadığımızda bize fiziksel olarak geri tepiyor.  Cinsiyetimizle ilgili kontrol oluşturuyor ve “Ben erkeğim, ben kadınım” diyerek enerjiyi kontrol ediyoruz. Belki artık sadece erkek ve kadın olmanın üstüne çıkmalıyız.  Sınırlı eril ya da dişil enerjiyi bırakmamız gerekiyor. Ben bir kadınım ama erkeksi görünmeye başlayacağım, sesim kalınlaşacak dediğimizde, yine kontrol başlıyor. Salıvermemiz gerekiyor. Güçlü olmak için gerekli olduğunu hissettiğimiz eril enerjileri, denge için gerekli bulduğumuz eril veya dişil enerjileri birleştirmiş, bütünleştirmiş olarak güzel bir dişi veya yakışıklı bir erkek olacağız.

Her türlü kontrolü bırakmamız gerekiyor. Belli bir fiziksel özüre sahip olduğumuzu söyleyen kontrolü de bırakacağız. Kendimizin saf hale dönmemize izin vereceğiz. Bunların tamamının bizi götüreceği yer kontrollerin salınması, hikâyenin salıverilmesidir. Her bir kontrolümüzü  kutsamanın, özgür ve açık olmasını istemenin bizi götüreceği yer hepinizin üzerinde konuşacağı, yazacağı ve diğerlerine öğreteceği bir şeydir. Bu eş zamanlı yaşamdır.

Geçmişte enerjimizi maddede tutmak çok zordu. Buraya kadar gelebilmek için kontrol oluşturduk, çünkü oluşturmamız gerekiyordu.  Bu yüzden bizi burada tutacak, dünyada oluşumuzu kolaylaştıracak bir sürü kontroller oluşturduk. Yaşamımızı bu kontrollerin üzerine kurduk. Şimdi onları salıvermek zamanıdır. Artık bilinçli olarak kontrolleri elden bırakalım. Kontrolsüz, kısıtlamasız, her şeyin akışta olduğu bir hali isteyelim Daha fazlasını oluşturabilmek ve diğer potansiyellerimizi aktive edebilmek için kendimize ve diğerlerine izin vermek tüm kontrollerimizi sonlandırmak zorundayız. Varlığımızın tümüyle burada, şimdide ve aynı zamanda tüm olasılıklarda var olabilmesi için artık o kontrollere ihtiyacımız yok. Kontroller bitti.

Mustafa kartal

mkartalll@yahoo..com

www.nefesteknikleri.com

 
Mustafa Kartal | 14/01/2012

  Tüm Yazılar
"İZİN VERME" MANİFESTOSU
Kalp Atış Sayısı Yaşam Süresini Belirliyor
Panik Bozukluklarda Nefes Kullanımı
Holoterapi Nefes Çalışmasında Doğum Travmasının Gözlenmesi Ve Temizlenmesi
Sıkıştırma Nefesi
Çocuklar Neden Doğru Nefes Almalı?
Nefes Sağlığınızı Test Etmek İster Misiniz?
Yağlar Vücuttan Solunumla Atılabiliyor
Nefes Refleksini Tetikleme
Derin Nefesle, Sığ Nefes Arasındaki Fark
İyi Bir Metabolizma İçin Nefes Testi
Astroloji Nedir?
Bilinçaltının Yeniden Programlanması
Nefesle Tanışmak, Yeniden ve Yeniden!...
Holoterapi Çalışmasında Bilincin Fabrika Ayarlarına Dönüşü
Göz Sinirlerinin Hassasiyetini Arttırmak
Bilinçaltı Nedir? Nasıl Değiştirilir?
Sık sık esnemek bedenimizin bize gönderdiği bir ''imdat'' çağrısı olabilir mi?
Nefes Tekniklerinin Okul Başarısı Üzerine Etkisi - Gözlem
İştah kesme nefesi
Lenf Dolaşımı İçin Derin Nefes Kullanımı
Düşünce Gücünü Kuvvetlendirmek İçin Nefes Çalışması
Yöneticiler için duygusal zekanın önemi
Eski Çin Tıbbında Nefes Teknikleri
Uyku Kalitesi Ve Solunum İlişkisi
Çocuk Nefes Çalışmaları
Bolluk Bilinci Oluşturmak İçin Nefes Meditasyonu
Ciğerlerinin tamamını kullananlar daha zeki oluyor.
10 Saniye Nefesi
Nefes Uygulamalarının Beyin İşlevselliğine Etkisi
İdeal Nefes Hızı
Solunum Çalışmalarında Mineral Kullanımı
Anaerobik solunum nedir?
Konuşmanın Önemi
Ölüme Yakın Deneyimlerde Azalan CO2’in Etkisi
Mutluluk Nefesle Başlar
Bir Hayalim Var...
Derin Nefes Çalışmalarında Temel Minerallerin Desteklenmesi
Zamanı Yönetmek Için Bilinçaltını Programlamak
Nefesi eğitmek ve yeterli oksijen almak için soğuk duş
Para Başarısı
Bırak Aksın, İzin Ver Olsun
Nefes Eğitmeni Oluyorum...
Nefes Teknikleriyle Zihin Degistirilebiliyor.
Bir öğretmenin heyecan ve konuşma zorluğu hikayesi
Asidoz’a Karşı Nefes Kullanımı
Tüm Nefes Çalışmaları Yapan Dostların Dikkatine!!!
Değişmek mi, Dönüşmek mi?
60 Nefes Çalışmasında Endorfin Ve Serotonin İlişkisi
Holoterapide Anne Karnı Sürecinde Gezegen Etkilerinin Gözlenmesi
Trioid Bezi Ve Nefes İlişkisi
Beynin Performansını Artırmak için Nefes Çalışmaları
Affetmek ve Özgürleşmek
Nefes Teknikleri İle Öfke Ve Kızgınlık Kontrolü
Gözünüzün İliştiği Her Yere “NEFES AL” yazın
YOGA SANDALYESİ / BACKJACK
KONTROLLERİ BIRAKMAK
Beyin Kimyasında Düşünce ve Duyguların Oluşması
Doğal Doğum
Derin Uyku Uyumak ve Boyun Fıtığını İyileştirmek İçin Nefes Çalışması
60 NEFES ÇALIŞMASI
Nefesi Derin Alıp Uzun Vermenin Faydaları
Sigarayı Nefesle Nasıl Bıraktım?
Makrobitotik Beslenme Bize Neler Kazandırır?
Makrobiotik Beslenme Nedir?
Kabul Etme Nefesi
Röportaj: "Nefes Tekniklerinin Hayatımızdaki Önemi", Mustafa Kartal
Taşikardiyi nefesle düzeltmek
Migren Ağrılarını İyileştirmek İçin Diyafram Kullanımı
Yürüyerek Nefes Tutmayı Geliştirme Çalışması
Nefes Alma Sanatı - Mustafa Kartal' ın yeni kitabı okurlarla buluştu!
Sahiplenmeyin
Nefes Çalışmalarının Getirdikleri
NEFES TEKNİKLERİNİN ÖĞRETMEN VE ÖĞRENCİLERE FAYDASI
Doğru Nefes Almanın İlkeleri
Nefes Teknikleri İle İrade Kazanmak
Nefes Egitiminin Cocuklara Ne Gibi Faydalari Var?
Dogru Nefes Almanin Onemi
Bir Nefes Hikayesi
Burun Yerine Ağız Kullanmanın Olumsuzlukları
Neden Burun? Neden Diyafram?
Nefes Tutmada Diyafram Kullanimi Ve Dusunsel Antreman
Esneme Nedir?
Nefes Çalışmalarında Dikkat Edilmesi Gereken Konular
Strese Karşı Senkronize Nefes Teknikleri
YÜRÜYEREK SOLUNUMU TEST ETMEK
Nefes Teknikleri Nedir?
TANRIÇA' NIN GÖZYAŞI İNCİ

  Duyurular
  + tümünü listele

  Referanslar

  E-Bülten'e Katıl!
Eğitim, hizmet ve etkinliklerimizden haberdar olmak olmak için lütfen E-Bülten’e katılın!

  Haftanın Yazıları
"İZİN VERME" MANİFESTOSU

Mustafa Kartal
20/09/2017
Kalp Atış Sayısı Yaşam Süresini Belirliyor

Mustafa Kartal
28/07/2016
Panik Bozukluklarda Nefes Kullanımı

Mustafa Kartal
12/07/2016
  + tümünü listele

  Kitap & DVD
Nefes Terapisi - Mustafa Kartal

Holoterapi, bütünlüğe ulaşma/tamamlanma çalışmaları olarak kişilerin bilinçaltı derinliklerini keşfetmelerini sağlayan, bilincin hızlı solunum, uyarı...
  + tümünü listele

| Sosyal paylaşım ağlarımız

 
 
Nefes Okulu Kişisel Gelişim ve Farkındalık Atölyesi
Tüm hakları saklıdır. 2018 ©
Tel: 0216 352 21 60 | GSM: 0541 201 94 77 | E-mail: info@nefesokulu.com